ana sayfa kozmo güncel astroloji mitoloji yeme & içme sağlık & güzellik giyim & kuşam ev & dekor bağ & bahçe forum
gözaltı morlukları kılcal damar çatlamaları Doktorlar; genetik (kader) der, başka da demez.  Eczacılar; “Herhangi bir ilaç yok. Sizi kozmetik  bölümümüze alalım.” Kendini güzellik uzmanı diye tanıtan, satıcının  gözaltların  bakmaya  başlamışsınızdır.  Öyle ki, ben artık kendimi unutup; “vah vah! kızcağız uykusuzluktan harap olmuş. Yüzündeki makyajı bile tartamayacak kadar yorgun gözaltları... Ama o bunları size söyletmeden elindeki dıt dıt ile size analiz yapar. Kılcal damarlar yüzeye  çıkmış, cilt kurumuş, gözenekler çoğalmış, mış. Bu durumda aklıma hep, öğrencilerine hastasının durumunu aktarırken abartan doktora,  karadenizli hastanın; “Sen sanki dünya cüzelisun” demesi gelir ama. Tutarım kendimi :)  Ha bir de bu arkadaşlar sizi çaktırmadan inceleyip, tahmin ettikleri yaşınıza ilave 5 ekleyip cilt  yaşınızı bulurlar. "Ucubeymişim de kimse bana söylememiş" dersiniz. "Ee sizinde aynı.  Sizinkiler benimkiden de beter" cevabının bir tıbbı karşılığı vardır hep. "Benim karaciğer  enzimlerim düzensiz, böbrek hastalığım var" derler. Size satmaya çalıştığı kremler çok işe  yarıyordur da... dada.... Göz altındaki deri, vücudumuzun geri kalanında olduğundan çok daha incedir ve yaslandıkça  gevşer. Hemen altındaki damarlar ve mor kas dokusu yüzünden de daha koyu renklidir bu  deri. Esmer tenlilerde pigment yoğunluğu daha fazla olduğundan, daha erken belirir.  Tedavisinin kesinlikle ameliyat olduğu söyleniyor. Ama on yıl içinde tekrar aynı hale  geleceğinden, erken yaşta yaptırmanın gereksiz olduğu sonucu çıkar. Ameliyatta o bölgedeki yağlar, bazen tamamen atılarak, bazen de yerlerine konularak düzeltildiği, morluklara sebep  olan ince kılcal damarların tamamen yok ediliyormuş. Ama tabiki damarlarda zaman içinde  biriken tıkanıklıklar, kanın en yakındaki kılcal damara sızmasına, ince oluşu yüzünden de  damarlardan dokulara sızmasını hiç bir tedavi engelleyemiyor. Lazerle yapılan ameliyatlarında, daha erken yaşlarda ya da daha hafif durumlarda etkili  olduğu söyleniyor. Isı ile kılcal damarın yakılması işlemi, ya da yine anestezi ile gözkapağının içinden kesilerek yapılan ameliyat gibi.  Kremler daha da belirginleşmesini kesinlikle engelliyor. Ameliyat geçirseniz bile, tekrar  oluşumunu yavaşlatmak, görünürlüğünü azaltmak için kremlere hep ihtiyaç olacak. Ama size  reklamı yapılan bir sürü vaatlerle gözünüze sokulan kremleri alıp hayal kırıklığına  uğramaktansa, küçük numunelerine talep ederek, denemenizi tavsiye ederim. Ama  profesyonel cilt bakımı yapan SPA ve güzellik merkezleri bu konuda en güvendiğiniz kişiler  olsun derim. Satıcı tavrıyla, bir sat bir daha tanıma prensibiyle değil, hasta doktor ilişkisiyle  çalıştıklarından, sizi en doğru onların yönlendireceğini düşünüyorum.
sağlık & güzellik
gözaltı morluk torba makyaj ışıldayan cilt 10 yaş genç Kesme şeker Baklava sevmeyen var mı? Yoktur, miras istemeyen kimse de yoktur. Baklava mirastır, uluslararası sembollerde ise, sahte demekter. Tıpkı tuz gibi. Kolay kazanç demektir. Ama şekere gerçekten ihtiyacımız var, tuz ise ganimet. Binlerce yıllık geçmişimizde yazıdan da eski sembol dilinde durum bu. "Anlık hazzın yanında, sonsuzluğun lafı mı olur", diyor Charles Baudelaire. İnsanlığın tarımı ve yiyecek üretimini icat etmesiyle birlikte diyetindeki karbonhidratların, yağlara ve proteinlere oranı artarak devam ediyor. Binlerce yıldır alıştığı ve avcı toplayıcı durumuna nazaran çok artmıştır. Üzüm sevmeyen şeker hastası hiç görmedim. Hatta yasak deyip yemeyeni bile. Üzüm daha ağızdan kana geçmeye başlayan tek meyvedir. En basit şeker vardır üzümde. Algılanması, sindirilmesi, emilmesi hiç gerekmeyen en basit besin. Baklavanın mirasa karşılık geldiğini öğrendiğimde hiç şaşırmamam bundandı. Dilin, hatta yazının bulunmadığı ilkçağdan bu yana, zenginlik, sefahat sembolü olarak dağlara taşlara kazımış insanoğlu, ağzı üzümlüyü. Hiç yorulmadan gelen haz. Üzüm seven annenin üzüm seven çocuğu, üzüm seven torunu... Üç kuşak aynı alışkanlık. İşte şekere genetik yatkınlık. Emeksiz yemek (hedonizm). Günün her saati, 18 yaşından küçüklerin yanında, parkta okulda yenebilen, abdest bozmayan meyve. Zira buğday da öyle. Biraz bekletip nişastasınıdan glikoz şrubu yaptığınızda alkole dönüşür ki, günah, hatta artık yasaktır. Bunları tatlı sevenler zaten biliyor olmalı ki, çocuklardan ailelerin göremeyeceği, kamuya kapalı vücut mahzeninde depoluyorlar. Üretmeyen tüketir Son günlerde bizim sağlığımızı tehdit olarak, sanki bize zorla bilmeden yedirilip içirilen bir düşman olarak hatırlatılan glikoz şurubu. Bir çok insanın vücudunda zaten mevcut. Fazla şekeri depolamak için şuruba dönüştürmek ya da karaciğerde yağ olarak depolamak, binlerce yıllık alışkanlığımız. Alınan fazla şeker de, karaciğerde yağ olarak depolanıyor. Ambarda un, şeker, yağ depolamak, kıtlık zamanları içindir. Ne yol ne iz, ne para ne pulun olduğu, doğa koşullarıyla vals edilen binlerce yıl öncesinin gerekliliğiydi. Kaldı ki bunu yaşayan vücudumuza bizi biz yapan canımızın içine yaptırmak, kendi ömrümüzün kredisini tüketmektir. Kıymet bilmemektir, şımarıklıktır. Karbonhidratlar vücutta kullanılmak üzere glikoza dönüştürülür. Vücudun şekere olan ihtiyacını pankreastan salgılanan insülin belirler. Mahzenleriniz (karaciğer) dolu iken aldırmayıp tekrar yiyorsanız, İnsülinin sizi düşündüğü kadar düşünmüyorsunuz demektir. Bir süre sonra o da duyarsızlaşıp, şeker ihtiyacınızı kontrol etmeyecek. Dışarıdaki doktorlar ve/veya ailenizden size daha yakın bir dostu (insülin) yavaş yavaş kaybedeceksiniz. Durum daha da kötüye gittiğinde (şeker hastalığı), çok arayacağınız bir dosttur İnsülin. Alınan fazla şeker de, karaciğerde yağ olarak depolanıyor. Zamanla hissizleşen insülin reseptörleri ilk insülin salgısını azaltırlar, kaslar eritrosit, beyin ve diğer glikoz bağımlı yapılar glikozdan yeterince yararlanamaz. Vaziyet diyabet. Nefsi hakimiyet ya da sıhhat-i mağlubiyet Doyum ve haz duygusu insanı tembel yapar. Özellikle beyin tarafından en çok tercih edilen enerji kaynağı glikoz, tokluk hissi uyandırmaz aksine yedikçe yedirir. Elinin altında basit ve kolay kaynak olan birinin, yorularak emek vererek kaynak araması tasavvufta görülmüş. Bütün kaynaklar artık iki adım ötede; markette, pazarda vs... Üstelik yürüme mesafesinde. Nefsimiz bizimle vardır. Biz olmadan o bir hiçtir. Ona köle olmak da, ahmaklıktır doğruca. Şeker girmediğinde titreyen eller ve asılan yüz, ilgisiz kaldığında da asılır, titrer ve ister. Kalp mahzenine depoladığı güzelliklerde önce yağ bağlamış, sonra da kaskatı kesilmiştir. İnsülin reseptörleri gibi bütün hepsi hissizleşecektir zamanla. Pankreasta insülin metabolizmasından sorumlu hücrelerin tahrip olur, vücut bunları kendi oto antikor oluşturma yoluyla tahrip edebilir, genetik nedenlerle bu hücrelerin virüslere olan dayanıklılığı azalır. Gamsızdırlar ya. Oysa adrenalin bir kurtarıcı gibi, yetişecekken imdatlarına gözlere kadar dolan haz duygusu zamanla katarakt ve körlüğe kadar götürecektir. Evet adrenalin bize dualarımızla gelen bir aksakallı dede gibi yetişir bazen. Azıcık stres, gamsızlıktan yeğdir. Karaciğere depoladığımız yağ, kullanılabilir hale gelirken kana karışıyor. Ama yakılma ısısına gelmeden vücuda dağıldığında, damar çeperlerine tutunarak damar tıkanıklığına yol açıyor. Bu da kan dolaşımını zorlayarak kalbe daha fazla yük bindirmek demek. Hücre içine protein girememesi ve hücrelerin tıpkı insülin gibi işlevsiz bırakılması sonucu, hücre ölümü demek.